“Günlerden bir gün;gecelerden bir gece değildi. Seni seçti

İstanbul / 21.08.06


“Günlerden bir gün;gecelerden bir gece değildi. Seni seçtiğim gün :Öylesine bir gün de değildi hiç.  Seni seçtiğim gün, acımasız yılların yükünü üzerimden attiğim bir gündü. Seni seçtiğim gün planlanmış bir günde değildi hiç. Sadece bir hisdi. Biliyordum o gün hayatıma girecektin.Puslu bir havada, uzanan bir sokak gibiydin sen. Başı çok net ama sonu sahipsiz ve belirsiz.Yine de çıktım senin yoluna. Yürüdüm, yürüdükçe yakınlaşıyorum  sana derken, anladım ki; ben senin çıkmazında yalnızdım “ dedi yavaşça kadın.

Adam sustu. Biraz daha gaza bastı. Sesizlik. Sade bir sesizlikte elleri ayrıldı birbirlerinden. “ Üzgünüm dedi. Daha fazla şeyler beklediğini biliyorum benden. Ama daha fazlasını yapmam veya hissetmem mümkün değil. Bir kere parçalandım. Bir daha buna izin vermem”

 

“ Neden buna bu kadar inanıyorsun ki? “ dedi kadın “ Sevmek güzeldir. Özlemek de güzeldir, özlem değer bilmeyi, kıymet vermeyi öğretir insana. Ve ben seni çok özlüyorum.O kadar az arıyorsun ki beni. O kadar az görebiliyorum ki seni “

“ Hayır dedi adam “ Ben çok yaşadım bunu daha önce. Yaşadım ve öğrendim. Bir daha asla bir bütün olamam kimseyle “

“Peki” dedi kadın üzgün bir sesle. “ Söyleyecek sözler tükendi, kelimeler yok oldu artık. Beni eve bırakır mısın? “ dedi usulca genç adama
O sırada bir melek üzüntüyle salladı kafasını. “ Keşke “dedi “ Keşke kadere müdahale etme olanağım olsaydı. “

Karşı kıyada belirsiz ışıklar yanıp sönüyordu. Ay şahit miydi bilinmezdi ama o anda üç varlığın gerçekten canı yanıyordu: Meleğin, kadınının ve adamın…..

Yıllar sonra………….
Söylenerek yatağından kaktı yaşlı adam. “Amanınn dedi. Yine ağrıyor kemiciklerim. Yine yağmur yağacak besbelli. Keşke bir çay demleyenim olsaydı şu an. Amanın! Nasılda zor geliyor şimdi. Kak çay demle, kahvaltı hazırla” Yaşlı kadın aynı anda yatağından kaktı. “ Yine gün ışıdı heyhat dedi. nasılda geçti bu seneler. Keşke çay demleyecek bir nefes olsaydı yanımda”

Melek, yaşlı adama baktı. “ Ah be kul dedi. Sen seçtin bu yalnızlığı. Biz, hep sana seçme hakkı verdik. Gökyüzüne senin eşinin ismini yazdık da defalarca, hep görmedin, hep sebepler yarattın. Şimdi ne diye söylenip duruyorsun ki ? “  dedi. Sanki adam onu duyabilecekmiş gibi.

Kadın terliklerini giydi. Yavaş adımlarla mutfağa yöneldi. Bahçesindeki erik ağacını seyretti bir süre “ Nerelerdesin kim bilir ? Kimlerlesin? Mutlu musun? Sen nerdesin şu an? Çok mu bilinmez diyarlardasın? Yoksa aslında çok mu yakında? Hiç unutulmadın. Keşke bilseydin bunu “ dedi. Klasik bir sabah duası gibi olmuştu bu sözcükler kadın için.

Melek, her gün bu sözcükleri duyuyordu duymasına ama, kadere müdahale edemezdi ki.O, sadece korurdu, gözetirdi, Sonuçta insan denen yaratığın kendi öz iradesi ve seçim şansı vardı. Bazen buna çok imrenirdi Melek.Çünkü insanlar aslında çok şanslıydı. Çünkü insanlar , kendilerine verilen, o çok bol şanşları görebilselerdi eğer, inanılmaz güzel bir hayatları olabilirdi. “Ama insanlar aslında kör. Görmelerine rağmen körler  “ dedi kendine. Sonuçta yüzyıllardan beri yeryüzündeydi. Emin olduğu şeylerden biriydi bu artık Yaşlı adam kahvaltısını ederken, martıları seyre daldı. “ Hayat bana kötü bir oyun oynadı. Bir tarafı bol bol verirken, öbür tarafı kıstıkça kıstı. Neden benim torunlarım yok ki? Neden gelinim yok? Neden Damadım yok? Neden hep çok çalışmak zorunda kaldım ki ben? Neden ki? “ diye hayıflandı. Ailesinin hakka göceli çok olmuştu.Bir tek yeğeni kalmıştı ona.

“Onlar gittiğinde, asıl yalnızlığım başladı “ dedi kendine. Ama öylesine alışmıştı ki yalnızlığa, yalnızlığı onunla bütünleşmişti yıllar sonra. Bir çok şey için artık çok  geçti Yaşlı kadın, sabah havasını içine çekti. “Kahvaltısını etti. Odasına gitti. Giyindi. Torununu görmeye gidecekti bugünTorun, baldan tatlıdır derlermiş hep ya, gerçekten torun çok ama çok tatlıydı Yıllar önce kendini seven biriyle evlenmiş, birde çocukları olmuştu. Kah mutlu olmuş, kah kahırlanmış; kah sevinmiş, kah hüzünlenmişti. “ Seneler bazen ağır, bazen hızlı geçmişti. Ama geçmişti işte. Ve bir gün biricik eşi, onu bırakıp gidivermişti bu hayattan. Bir insan aynı anda birine aşık olup, diğerini sevebilir miydi? Bu mümkündü. Çünkü O, bunu yaşamıştı.Sevdikleri hep yanındaydı. Ama aşkı da yanındaydı. Yıllar olduğu gibi kabullendirmişti her şeyi. Bazen unutturmuş, bazen hatırlatmıştı. İyi bir eş, iyi bir anne olmuştu. Ama bazı zamanlar kadın kendini eşini aldatıyormuş gibi hissetmişti.. Sevmişti kocasını, ama hiç aşık olmamıştı. Acaba, kocası bunu hiç fark etmişmiydi? Hiçbir zaman tam emin olamamıştı bu konuda. Sadece aklına takılan üç kelime vardı her zaman “ Benim inatçı keçim “ Kocası hep böyle seslenirdi ona. Şu zamanında yaşlı kadın, kocasının ona neden böyle seslendiğini biliyordu. Cevap aslında çok basitti
“ Aşk, HAYIR sözcüğünü kabul etmiyordu” Aşkına, asla hayır diyememişti. Ama sevdiği kocasına hayır diyebilmişti yıllar boyunca.. Kendisine uymayan şeylere hayır diyebilmişti. Kendi kişiliğini tam ve özgür olarak ortaya koyabilmişti. Çocuğu da öyle yetişmişti. Hayır demeyi öğrenerek, kendisini özgürce ortaya koyarak., başını asla öne eğmeyerek.


5 yıl sonra bir hastane odası.....

“ Dayıcım iyi misin “ dedi genç kadın.
“ İyiyim dayıcım sağolasın “ dedi kısık sesle.

 “ Hadi git artık. Beklemesin evdekiler seni. Zaten günlerdir başımdasın. Ben iyiyim hadi git “ dedi. Çok yorgun gözüküyordu genç kadın.

 “ Tamam “ dedi.. Sabah yine gelirim

“ Allah razı olsun senden dedi “ yorgun sesle adam.

“ Bende uyuyacağım şimdi söz. Bak kapatıyorum gözlerimi. Hadi git artık “ dedi gülümseyerek. Artık 85 yaşındaydı. Yaşam, yavaş yavaş damarlarından ayrılıyordu. Biliyordu bunu. Hissediyordu. Çok yorgun hissediyordu kendini.Hem de çok Gerçekten kapadı gözlerini Geniş, yemyeşil bir ovadaydı. Ağaç yoktu; ama yemyeşil çimenler vardı. Parlak bir güneş vardı, ama yakıcılık yoktu. Sakin bir sesizlik vardı, ama tek bir kuş sesi yoktu. Dinginlik vardı; ama hareket yoktu. Tek bir çimenin hareketi bile yoktu.Çünkü hiçbir esinti yoktu. Gençti şimdi. 35 yaşlarında olmalıydı. En verimli çağındaydı. Kendini en mutlu, en doyumlu ama aynı zamanda en mutsuz ve en doyumsuz yaşındaydı


“ Nerdeyim ben? “ diye haykırdı.

“ Kimse yok mu ? “diye bağırdı olanca gücüyle.
Uzaklardan kuvvetli bir ışık belirdi. Gittikçe yaklaşıyordu kendisine. Işık öyle parlaktı ki; bakamıyordu ona. Ellerini siper etti yüzüne. Işık yanındaydı artık. Tam yanıbaşında Nutku tutulmuştu.Konuşamıyordu. Sende kimsin diyemiyordu.
“Zamanın tükendiği sınırdasın şu anda “ dedi ışık. Sanki düşüncelerini okumuştu bu varlık onun.


“ Ölüyor muyum yani? dedi” yaşlı adam
“ Evet “ dedi ışık.”

“ Sonsuzluğa ulaşmadan önceki son durak burasıdır. Burası, senin yaşamın boyunca yaptıklarını gördüğün son yerdir “
“ Anlamadım dedi adam. Ben hayatım boyunca bu yeşil ovayı mı inşa ettim ama nasıl? “
“ Yıllardır hep yalnızlığından şikayet ettin. Boşluktan bahsettin. Bu ovayı sen yarattın oysa.. Biz hiç karışmadık. Biz sana seçme şansı verdik. Sen de seçtin. Bu senin seçimindi. Bu yemyeşil ova senin kazandıklarınla, senin yalnızlık seçiminin bir aynası sadece Bu hareketsizlik, senin seçiminOysa bizim sana yazdığımız kader bu değildi. Halbuki eşinin adı gökyüzüne yazılmıştı. Sen görmedin. Çünkü önceliklerin ve kuruntuların vardı ”


“ Bu kadar basit miydi yani hayat? “
“ Elbette basitti. Hayatı, kendinize zor kılan siz insanlarsınız. Bizler değil. Haydi zaman geldi artık. Sonsuzluğa gitme vakti artık “ dedi Melek

“ Dur “ dedi adam. “ Ne olur dur. Peki gökyüzünde benim için yazılan ad kimdi? “
“ Aşağı bak dedi “ Melek
Bir anda yeşil çimenler, adeta cama dönüştü. Havada asılı kalmak bu demekti işte. Düşmüyordu ama çok net görüyordu aşağıyı. Bembeyaz saçlı bir kadının  kucağında, ufak bir çocuk oturuyordu. Yanlarında bir köpekde ayaklarının dibinde uyuyordu: Düzgün ve güzel bir bahçedeydiler. Hemen yanıbaşlarında bir sürü çiçekler. Yaşlı kadının elinde bir kitap vardı. Sesini duyabiliyordu kadının çok net bir şekilde. Sanki yanlarında oturuyordu adam onların.


“ Bazen hayat öyle sürprizler hazırlar ki bize, onu görmek sadece bize kalmıştır. Tıpkı bulutsuz bir gökyüzünde başımızı kaldırıp, yıldızları görebilmemiz gibi. Başımızı kaldırmazsak, asla yıldızları göremeyeceğimiz gibi”
Cam yavaş yavaş kaybolurken,Adam sonsuzluğa doğru uzanan yolda, büyük ve sakin gök kubbeye doğru usulca yol alıyordu
 
Bereket Ninenin hatırasına…………
 
Yelda Yılmaz
= = alıntdır= =

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

Yorum yaz!