Yeni Bir A$kim var artik..

Yeni Bir A$kim var artik..

 

Yeni bir askim var artik, bunu kimseden saklayacak degilim. Benim yasimda insanlar kolayca asik olamiyorlar. Bu nedenle tadini cikarmam gerekir diye dusunuyorum.

Yeni askim bir "yabani elma" agaci. Eski askim Bebek’teki manolya kadar gosterisli degil, ama ona gore cok genc. Boyu bir metreye ancak yaklasiyor. Dallari o kadar ince ki, ona bakarken kirazli hasir sapkasi olan siska bacakli bir kiz cocugu geliyor gozumun onune. <******>

 Her erkegin asik oldugu kadinin cocuklugunda cekilmis boyle bir fotografi vardir eminim. Eski fotograflara bakarken "Bana yasamin en iyi anlarini yasatan, ama sivri diliyle de bazen yasamimi cehenneme ceviren kadin, bu siska bacakli kiz olabilir mi" diye dusunursunuz ya, iste oyle. Allah’tan yabani elmamin dili yok.

Her zaman orada oldugu biliyorum, benden tek bekledigi biraz su, biraz sevgi, hepsi o kadar. Mevsimin sert ruzgarlari son yapraklarini da doktu. Simdi dallari sadece bir findiktan hallice minik meyvelerle dolu! Turuncudan acik kirmiziya varan renkleri o kadar guzel ki insanin icine nese veriyorlar. Sabahlari evden cikarken meyvelerinden bir tane aliyorum. Bu yuzden bana kizmadigini, tam tersine mutlu oldugunu biliyorum. Kekrek bir tat birakiyor agzimda. İliskimizi ask olarak nitelememin nedeni de bu zaten.

Bir agaca asik olmaniz icin onun sahibi olmaniza gerek yok. Yolunuzun uzerindeki herhangi bir agaca asik olabilirsiniz. Yeter ki onun orada sizin icin bulundugunu, hicbir yere gitmeden ruzgara, yagmura, kara ve bazilarimizin butun hirslarina direnerek sizi bekleyecegini unutmayin. Yeter ki o agacin koklerini saldigi topragin vataniniz oldugunu hatirlayin. Vataninizin agaclarina asik olmasaniz da saygi duyun.

Mehmet Y. YİLMAZ - HURRİYET <******>

Yorum (yok) Yorum yaz!

Keşke"lerden korkarım...

  Keşke"lerden korkarım... Çünkü bir yanıyla insanı suyun dibine çeken, ayağına bağlanmıp koca bir kaya parçası gibidirler.... Her "keşke þöyle olsaydı, keşke böyle yapsaydım" deyişinde biraz daha batarsın. Her "keşke" deyişinde gücün biraz daha tükenir, gelecek biraz daha uzaklaşır, geçmiþ daha da sıkı yakana yapışır...

***

"Keşke"lerden korkarım...
Çünkü bir yanlarıyla da yalandırlar, söyleyeni kendine inandıran en "havalı" yalanlardandırlar... "Keşke affedebilseydim seni" dersin sözgelimi... E, affet o zaman, şimdi affet! Ne duruyorsun! Istiyorsan affedersin, keşkesi var mı? "Keşke böyle yaşanmasaydı bazı şeyler" dersin sözgelimi... "Topu taca atma"nın, kendi sorumluluğunu yok saymanın, çoktan verilmiş bir kararın altyna ince ve intikamcı bir sızı yerleştirmenin en cilalı yoludur bu...

 

***

Yanlış anlamayın sakın!
Pişmanlık apaçık ve insanca bir histir. Hele sessiz pişmanlıklar vardır; boynu bükük, gözleri buğulu ve soylu pişmanlıklar vardır ki, yakışır insana... Ve elbette güzel "keşke"ler de vardır! Zaman tam en güzel yerinden yakalamışken bizi, birdenbire içimizden fışkıran özleme ayak uydurup "keşke burada olsaydı" diye yazıklanmak mesela böyledir.

***

Benim itici bulduðum "keşke"lerse ruh gastritleri, vesvese illetleri   ve kaderle didişmekten yorulmayan hırsların mızıldanmalarıdır.. KEŞKE defterimizden silebilseydik bu "keşke"leri... Hele o hep bir þeyleri kaçıracakmış korkusuyla yaıayıp sonunda yine   de hep "kaçırdığın" duygusuyla hesaplaşmanın güçlüğü!
Ne zordur!

Nasıl da hırpalayıcıdır! Hep geleceği planlayıp, hep geleceği arzulayıp "bugün"ü elinden kaçırmısındır. Hayallerinin "aşk'ının peşinde koşturup bir gün bile sevmemeden <******> yaşamışsındır. Ya da kof kahkahalaryn sarhoşluğuna kamp hem aşkı hem de Tanrı'nın güzelim kıvılcımını, sevinci ıskalamışsındır... Sevmek yerine sevgi üzerine uzun boylu gevezelikler yapmayı tercih etmişsindir. Sevinmek yerine seni sevindirene tırnaklarını geçirmeyi tercih etmişsindir. Sonunda hem onu elinden kaçırmış hem de bütün tırnaklarını kırmışsındır. Sonradan yıkılmaktan çok yaşamaktan korktuğun için daha ilk baştan   yıkıp dökmüşsündür... Duygularına teslim olup "sürünmek"ten ölesiye korktuğun için baston   gibi yürümeyi seçmişsindir.

 

Gündüzü aydınlığı için değil, geceden korktuğun için sevmişsindir... Ve geceyi "karanlığında" kaybolmak için değil, ağlaklıklarına meze   yapmak için sevmişsindir.
Sonunda ne gece kalıyor ne gündüz. Vakti ve ışığı belirsiz ve tükenmek bilmeyen bir hayat koşuşturmacasından başka bir şey yoktur   artık elinde... Ne okuduğun kitapların dipnotlarına bakmışsındır uzun uzun ne de saksıdaki çiçeklerin toprağına...
Sevgilinin gözbebeklerine de sevdiğin şehre de uzun uzun sadece bir   kez,
o da veda ederken bakmışsındır. Ne kadar berrak bir çağrıdır orada gördüklerin ve fakat ne kadar geçtir!..
Bu durumda "keşke"ler fayda eder mi? Hiç sanmam. Ama hâlâ özenle sakladığımız ve üşüdüğümüzde üzerimize çekmeyi sevdiğimiz bebeklik battaniyelerimiz gibidir bu yazıklanmalar...

 

En azından "iç titremelerimizi" dindirirler. Yavaş yavaş..

H.Babaoðlu/Vatan Gazetesi

Yorum (1) Yorum yaz!

"Seni Seviyorum" demeyeceksin

Bugün sizden bir şey isteyeceğim.
Sakın kimseye ''Seni seviyorum'' demeyin.
Lütfen.
Kullanmayın artık bu sözü.
Başka bir şey deyin birbirinize onun yerine.
Duygularınıza daha denk düşen bir şey...
Benim aklıma gelmiyor ama siz bulursunuz..
Ne de olsa sizin duygularınız...

Hayır, içini dolduracaksanız ''Seni seviyorum''un, bir diyeceğim yok.
Ama umudum da yok.
''Seni seviyorum''  öyle ' 'Kendine iyi bak'' gibi bir söz değildir.
Laf olsun diye söylenen...

*Birine ''Seni seviyorum'' dediğinizde hakkını vereceksiniz.

*Bir kere onu gerçekten seviyor olmanız lazım.

*Birine ''Seni seviyorum'' dediğinizde, o biri en az tuttuğunuz takım kadar önemli olacak hayatınızda.

*Birine ''Seni seviyorum'' dediğinizde, bir saat eksik uyumayı göze alabileceksiniz onu daha çok görmek uğruna.

*Birine ''Seni seviyorum'' dediğinizde, elini tutmak da önemli olacak başka şeyler kadar.

*Birine ''Seni seviyorum'' dediğinizde, ''Sevgilimsin'' de demiş olduğunuzu bileceksiniz.

*Birine ''Seni seviyorum'' dediğinizde, onu özleyecek, düşünecek, merak edeceksiniz.

*Birine ''Seni seviyorum'' dediğinizde, gözünün telefonda,
aramanızı beklediğini unutmayacaksınız.

*Birine ''Seni seviyorum'' dediğinizde, ona sürprizler yapmayı ihmal etmeyeceksiniz.

*Birine ''Seni seviyorum'' dediğinizde, ona şiirler okuyacak hatta kabiliyetiniz varsa, yazacaksınız da.

*Birine ''Seni seviyorum'' dediğinizde, şarkıdaki gibi, ellerinizde çiçeklerle kapısında bekleyeceksiniz.

*Birine ''Seni seviyorum'' dediğinizde, belki ömrünüzün sonuna kadar değil ama hiç olmazsa yarın, öbür gün de seveceğinizden emin olacaksınız.

*Birine ''Seni seviyorum'' dediğinizde, aynı zamanda ''Free takılalım'' da diyemeyeceğinizi bileceksiniz.

*Birine ''Seni seviyorum'' dediğinizde, o aşktan söz ederken siz ''Ben almayayım, alana da mani olmayayım'' demeyeceksiniz.

Nasıl?
Çok mu zor?
Fazla mı zahmetli?
İnsanın birini sevip sevmediği tam da böyle belli oluyor arkadaşlar.
Sevmeyince ''iş'' gibi geliyor bütün bu saydıklarım.
O zaman ''Seni seviyorum'' demeyeceksiniz.
Bu kadar basit.
Bir gün farkında olmadan bütün bunları yapıyor olduğunuzu görünceye kadar.

Şimdi ''Ne var bunda? Keşke herkes birbirine bolca 'Seni seviyorum' dese"...  diye düşünenler olacaktır.
İyi.
O zaman birbirini gerçekten sevenler yeni bir söz bulsunlar söyleyecek.
''Seni seviyorum'' orta malı olsun. Zaten oldu olacağı kadar.

Pakize Suda

Yorum (yok) Yorum yaz!

angut ?

Herkesin (haksız bir şekilde) kullandığı bir ifadedir "Angut".
Birisi bir salaklık yapınca, bi laftan anlamayınca, böle boş boş  bakınca
hemen "Angut'musun" der günümüzün insanı.. Angut'un aslında bir kuş
olduğunu bilmeyen bir ton "Angut!" var ülkemizde..


Angut kuşu'nun eşi öldüğü zaman (yanına o anda başka bir yırtıcı hayvan
veya bir insan gelse dahi) gözlerini bir
dakika bile eşinin ölüsünün üstünden ayırmadan o da ölene kadar onun baş
ucunda bekler..
İşte bu canlının yaptığı en büyük "Angut"luk budur..
Ayrıca bu olay bütün Angut kuşları için geçerlidir, arada bir görülen
birşey değildir.. Çok ürkek bir hayvan olmalarına rağmen eşinin ölüsünün
başında bekleyen Angut kuşuna elinii uzatsanız  dahi oradan kaçmaz..
Hani derler ya "Angut gibi bakmasana lan".. keşke herkes Angut gibi
bakabilse değer verdiklerine..
Bundan sonra bazılarına "Angut" demeden önce bir kere daha düşünün..
Bir "Angut" bile olamayan o kadar çok insan var ki artık günümüzde... 

(bir köşe yazısında alıntı)

Yorum (yok) Yorum yaz!

dört mahalle

Dört Mahalle
 
Küçük bir kasabanin dört ayri mahallesi varmis.

Birinci mahallede 'Evet ama' lar yasiyormus. 'Evet ama'lar her zaman ne yapilmasi gerektigini bildiklerini düsünürlermis. Yapma zamani geldiginde ise 'evet, ama' diye yanitlarlarmis. Yanitlari hep yanlis olurmus. Suçu baskalarina atmakta da ustaymislar.

Ikinci mahallede 'Yapicam'lar yasarmis. Ne yapacaklarini bilirlermis. Kendilerini yapacaklari seye adim adim hazirlarlarmis ama yapacaklari sirada sanslarini kaçirdiklarinin farkina varirlarmis. Bu mahallede insanlarin dizleri dövülmekten yara bere içindeymis. Yasami ertelememek için verdikleri karari bile ertelerlermis.

Üçüncü mahallede yasayan 'Keske'cilerin hayati algilama güçleri mükemmelmis. Neyin yapilmasi gerektigini daima en isabetli sekilde bilirlermis ama... maalesef her sey olup bittikten sonra. 'Keske'cilerin de baslari hep kanarmis, duvarlara vurmaktan!

Kasabanin en yesil bölgesinde, en güzel evlerin oldugu mahallede ise 'Iyi ki yaptim'lar otururmus. 'Keske'ciler bu mahallede yürüyüse çikar, etrafa hayranlikla bakarlarmis. 'Yapicam'lar 'Keske'cilerle birlikte bu mahallede yürüyüse çikmak ister ama bir türlü firsat bulamazlarmis.

'Evet ama'lar ise mahallenin güzelligini görmek yerine, agaçlarin gölgelerinin yeterince genis olmadigindan, günesin daha erken saatte dogmasi gerektiginden sikâyet ederlermis. 'Iyi ki yaptim' mahallesindeki insanlarin kusuru da beyinlerinde mazeret üretme merkezlerinin olmamasiymis. Bu yüzden yasadiklari ortam her zaman güzel, düzenli ve huzurluymus.

Bu hafta hep birlikte 'Iyi ki yaptim' mahallesine tasinmaya ne dersiniz?

CAN DÜNDAR

Yorum (yok) Yorum yaz!